Haberler


Ucuz ürün talebi kaliteyi eksiltiyor

Bundan 22 yıl önce, yani 1995 yılı Anuga Fuarı’na katılmak için hazırlıklar yapan üretici bir dostum, hazırlattığı fuar katalogunu Almanca’ya çevirmem için bana faks yolu ile bu katalogun sayfalarını göndermişti. Katalogun ilk giriş sayfasına ise Hipokrat’ın şu unutulmayacak sözleri ile başlamıştı: ‘Yiyecekler ilacınız, ilacınız yiyecekleriniz olsun’. Bu sözü hala unutmadım. Söyleyende ne kadar doğru söylemiş.

Sözü getirmek istediğim konu, tükettiğimiz gıda ürünlerinin sağlığımız açısından ne kadar güvenli ve sağlıklı bir yaşam sürdürme açısından ne kadar ‘ilaç’ görevi görebileceğidir?

50 yılı aşkın bir zamandır Avrupa’da yaşayan Türk insanı kendine özgü ve damak tadına uygun gıda tedariki için bugün üretim yapan tesislere kavuştuğu gibi, bize has gıda ürünlerinin tüketicilere sunulduğu satış kanallarınada sahiptir. Bununla birlikte bu piyasada yine bizlere ait büyük ithalat ve dağıtım yapan tedarikçiler bulunmaktadır. Geldiğimiz nokta oldukça iyi sayılabilecek haldeyken, yapılan anormal rekabet savaşı -ki bu savaş maalesef büyük bir fiyat savaşına dönüşmüş durumda- işi kalitenin çok altlarında, hem genel olarak hemde ürün emniyeti açısından, sağlıksız bir noktaya taşımış durumdadır. Hipokrat’ın MÖ 500 yılında gördüğünü biz 21. yüzyılda göremiyorsak, nerede olduğumuzu sorgulamamız gerekiyor.

Avrupa’da kendi insanımıza özgü gıda tüketim ihtiyaçlarına cevaben, ağırlıklı olarak fason üretim yaptırılmaktadır. Bu fason üretimlerin bilhassa et ve süt ürünleri kısmında hellallik konusu, buralarda yaşayan insanlarımızın olmazsa olmazlarındandır. Her ne kadar bu konuda da bir standart yakalanmış değildir, birisinin helal standardına diğer bir kişi ‘hayır öyle değil, bizimkisi helal’ diyerek, bir çok konuda olduğu gibi buradada birlik sağlanabilmiş değil. Ben olaya kabaca yaklaşmak istiyorum. Bizim piyasamızda (yani Anadolu insanının mal sattığı satış kanalları) satılan her et ürünü üzerinde ‘helal damgası’ mevcuttur. Bazı istinalar haricinde, yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı maalesef bu ürünlerde kalite basit bir anlatımla yerlerde sürünüyor: Kalite yok, sağlığa zararlı olabilecek her türlü katkı maddesi kullanılmış, mal üzerinde muhtemelen ‘1.sınıf’ yada ‘ekstra kalite’ belirtilmiş vs. Buradan bu tür üretimi yaptırıp, kendi markaları ile piyasaya süren arkadaşlara sormak istiyorum: Hellalik sadece etinden faydalanılacak hayvanın kafasını besmele ile kesmek için kullanılan bir tabir midir ? Temizlik, gıda güvenliği ve sağlığı, helal olmayı hak edecek bir özellik değil midir ?

Aynı şekilde buradaki tüketicilerimizinde bilinçsiz olduğunu, kaliteyi ve sağlıklı beslenmeyi arayan tüketicinin çok az olduğununda altını çizmek istiyorum. Eğer tüketici biraz bilinçli olsa, piyasadaki kalitesiz ve bin bir hile içeren gıdalara karşı tepki biraz tepki gösterebilse, içine düştüğümüz şu durumu bir nevi önleyebiliriz.

Et ürünlerinden bahsettik. Diğer ürünlerde de durum maalesef farklı değil. Geçenlerde karşılaştığım ve Türkiye’de peynir üretimi yapan bir arkadaşım, durumun çok daha vahim olduğunu, rekabet ve ucuz market zincirlerinden gelen fiyat baskıları sonrasında kaşar peyniri üretiminde ‘iç yağı’ kullandıklarını söyledi. Keza Avrupa’da çok sıklıkla et ürünleri bahsinde karşılaştığımız ‘Separatorenfleisch’ (et sıyrıldıktan sonra kemiklerin bir makinada çekilerek, kalan et ve sakatat parçacıklarından yapılan üretim) üretimide buna benzer bir konudur. Bir üreticiye 1 Euro maliyetle üretilecek bir mal için, ‘biz bu malı 1,49 Euro’ya marketlerde sattıracağız, onun için ancak 0,70 Euro öderiz’ dediğiniz zaman, iyi üretici sizi geri çevirecek, fakat fırsatı değerlendirmek isteyen üretici ise, geride kalan 0,30 Euro’luk maliyeti ürünün bir veya bir kaç özelliğinden eksilterek (maalesef ‘çalarak’) sizlere sunacaktır. İşte sıkıntı bu ve bunun gibi noktalardadır.

Genel olarak söyle bir şey söyleriz ‘Evimize götürmediğimiz malı satmayız’ yada ‘çocuklarımıza yedirmediğimiz ürünü, tüketiciye sunmayız’ . Durum böyle mi acaba ?

Yine yukarıda bahsettiğim konu ile bağlantılı sayılabilecek bir durumdan bahsedeyim. Gözlemlediğim kadarı ile Avrupa’da ihtiyaçtan fazla toptan ve perakende dağıtım ünitelerimiz var. Bu durum genel olarak doğru olmasa dahi, bizim insanımızın milyonlarca Avrupalı tüketiye yönelmekten çok kendi insanımıza yönelmiş olması ve bunun dışında kalan tüketiciyle fazla ilgilenmemesi bu problemin ana kaynağıdır. Oysa biz 4 kişinin yemek yiyeceği bir masaya 8-9 kişinin yiyebileceği sofra kurmaya çalışıyoruz ve yandaki masalarda zengin çeşitlerimizi sunmayı bir türlü beceremiyoruz yada düşünemiyoruz.

Maalesef Avrupalı tedarikçilerin %35 ile çalıştığı piyasada, bizler her şeyi fiyata indirgeyip, hem kaliteyi sağlıksız bir noktaya taşıyoruz, hemde kar yapamayan, sağlıksız finansal ve kurumsal zemin üzerinde günü idare eden işletmelere sahibiz. Bizden sonraki nesillere bu şirketleri ve piyasayı bu şekilde mi teslim edeceğiz? Şirketlerimiz için iyi eğitim almış gençleri yetiştiremediğimiz gibi, zamanla büyüyen şirketlerimizde de yönetim kalitemizi artırıp, işletmelerimizi yarına taşıma noktasında bayağı eksiğiz.

Yukarıda bahsettiğim tüm problemlere karşın, Avrupa’daki gıda piyasasında herkesin sahip çıkacağı ve sahip olduğumuz piyasadaki her türlü birlikteliği sağlayabileceğimiz, ortaya çıkan sorunları tartışıp, birlikte çözme gayreti gösterebileceğimiz bir çatı dahi olmadığının altını çizerek, tüm katılımcı ve ziyaretçi dostlarımızın verimli bir fuar geçirmelerini diliyorum.

Dipl.Kfm. Bekir Kurt / Kurt Marketing Service Limited



Ucuz ürün talebi kaliteyi eksiltiyor